Bu Topraklarda Sonsuza Dek ‘Yaşar’ Kemal…

Bu Topraklarda Sonsuza Dek ‘Yaşar’ Kemal…

“Dünyanın ucunda bir gül açılmış, efil efil esen yele merhaba. Karanlığın sonu bir ulu şafak, sarp kayadan geçen yola merhaba…”

Aylardır üzerinde çalıştığımız, mücadele ettiğimiz, yorulduğumuz, yoğurulduğumuz Yaşar Kemal Kültür-Sanat ve Edebiyat Festivali sonunda gerçekleşti. 20-21-22 Nisan tarihlerinde,

 

Çukurova’da Koca Yaşar’ın doğduğu yerde, büyüdüğü topraklarda gönül gönüleydik. Bütün şehri Yaşar Kemal için bir araya getiren, aradaki görünen görünmeyen bütün farkları kaldıran ve herkesi birleştiren bir festival gerçekleşti.

Festivalin açılışı “Yaşar Kemal ve Benim Çukurova’m” konulu resim yarışmasının sergisi ile yapıldı. Osmaniye Park328 AVM’de gerçekleşen sergiye halkın ilgisi büyüktü. Festival davetlileri çocukların hayal güçlerinin ürünü olan resimleri ilgiyle inceledi. Her çocuk kendi gözünden Yaşar Kemal’i anlatmaya çalışmıştı ve onun Çukurova’sını…

 

Köyün en güzel kızı Esme de aramızdaydı…

Festivalin açılışı düzenlemiş olduğumuz “Yaşar Kemal ve Benim Çukurova’m” konulu resim yarışmasının sergisi ile gerçekleşti. Sergi açılışının hemen ardından Türkan Şoray ve Nebil Özgentürk’ün katılımıyla ‘Yılanı Öldürseler’ filminin özel gösterimi yapıldı. Filmin yönetmenliğini üstlendiği gibi, başrol oyuncusu olan Türkan Şoray’la birlikte, gösterimde Ahmet Mekin’in de katılımı bekleniyordu. Ancak sağlık sorunları nedeniyle kendisini aramızda göremedik. Bakarsınız bir sonraki festivalde bize bir sürpriz yapabilir.

Film gösterimi öncesinde Nebil Özgentürk’ün sunumuyla keyifli bir söyleşi de gerçekleştirildi. Türkan Şoray’ı bu söyleşi de iki küçük sürpriz bekliyordu. Biri sevgili Ahmet Mekin’in araması oldu, diğeri ise ‘Hasan’ karakterine can veren Yılanı Öldürseler’in çocuk oyuncusu Pars Sezer’in gelişi… 36 yıl önceki rol arkadaşını karşısında görmek onu fazlasıyla şaşırtmış ve duygulandırmıştı. Pars Sezer’in sıcak ve samimi halleri de salonda bulunanlara neden ‘keşke oyunculuğa devam etseymiş’ dedirtti. 🙂

Festivalin ikinci günü ise ilk durağımız Osmaniye Belediyesi Kent Müzesi oldu. Müzedeki ziyaret ve yöresel yemek ziyafetinin ardından Yaşar Kemal Sempozyumu için rotamızı Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’ne çevirdik.

OKÜ… Yeşilin her tonunu içinde barındıran bir kampüs… 

“Yaşar Kemal Sempozyumu” Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi amfisinde gerçekleşti. Büyük ve yemyeşil bir kampüse sahip olan üniversite, misafirlerini fazlasıyla şaşırttı. “Yaşar Kemal Edebiyatında Çocuk” ve “Yaşar Kemal Araştırmaları Nasıl Yapılmalı?” konulu iki oturum şeklinde gerçekleşen sempozyumda Yalvaç Ural ve Yaşar Kemal’in sevgili eşi Ayşe Semiha Baban Gökçeli moderatördü. Konuşmacılar ise Prof. Dr. Sedat Sever, Yrd. Doç. Dr. Seza Yılancıoğlu, yazar Feridun Andaç, Prof. Dr. Onur Bilge Kula ve Prof. Dr. Kenan Mortan’dı.

Seminerin sunumunu üstlendiği gibi, açılışta Adnan Binyazar’ın “Dede Korkut’tan Yaşar Kemal’e Ağıt Kültürü” başlıklı makalesini okuyan da festivalin mimarlarından biri olan Ebru Onan Aksoy’du. Sempozyum sonrasında katılımcılara verilen ödüllerin ardından yeni durağımız Osmaniye Cebeli Bereket Kültür Merkezi oldu.

Bir yanda Aşık Veysel’in sesi, bir yanda turna semahı ve semazen…

Osmaniye Musiki Derneği Korosu’nun konseri için Cebeli Bereket Kültür Merkezi’ndeydik. Yaşar Kemal’in sevdiği ve söylemekten keyif aldığı türkülerin başrolde olduğu bu konserde salonda bulunanları şahane bir sürpriz bekliyordu. Önce Aşık Veysel’in sesi duyuldu salonda: “Allah Birdir Peygamber Hak” şiirini dinledik kendi sesinden. Sonrasında ise koronun söylediği “Ali Sevilmez mi?” türküsüne eşlik eden halk oyunu ekibi sahnede yerini aldı. Turna semahı ve semazen gösterisi izleyen herkesi büyüledi. Ve Yaşar Kemal’in kendi sesini duymak da salondakilerin duygusal anlar yaşamasına neden oldu. O, “O Yar Gelir”i söyledikçe gözlerinden yaşlar süzülenler de oldu. Ardından Ebru Onan Aksoy’un güzel yorumuyla dinledik bu türküyü…

Gökyüzünde Yaşar Kemal’i selamlayan uçurtmalar…

Festivalin üçüncü günü Yaşar Kemal’in köyünde gerçekleşti. Hemite Köyü’nde, Ceyhan Nehri kıyısında yapılan uçurtma şenliğinde tüm halk bir aradaydı. Yöresel ürünlerin satıldığı stantlar, birbirinden güzel uçurtmalar, neşeli çocuklar, Osmaniye’nin Dünkü Çocukları ve diğerleri… Halkın müthiş bir katılım gösterdiği şenlikte yine Çukurova’nın uzak yerlerinden gelen çocukların halk oyunu gösterilerini izledik. Üzerinde karikatürist Erdoğan Karayel’in çizimine yer verdiğimiz, “Yaşar Kemal Anadolu’dur!” yazan uçurtmaları gökyüzünde görmek içimize umut serpti. Gökyüzü uçurtmalarla doldu. Ceyhan Nehri, Ceyhan Nehri olalı bu kadar uçurtmayı gökyüzünde görmemişti, nehrin martıları bile o anlarda uçmayı kesip uçurtmaları izlediler…

Gözleri kocaman çocuklar için değer…

Resim yarışmasının ödül töreni de şenlik alanında gerçekleşti. İlk ve ortaokullar arasında gerçekleşen yarışmada toplam 100 çocuk ödül aldı. İki seviyeden de en iyi resmin sahibi 12’şer çocuğa tablet bilgisayarla birlikte, Nutuk ve İnce Memed kitapları hediye edildi. Ödül törenindeki heyecanları, gözlerindeki ışıltı ve tatlı sabırsızlıkları görülmeye değerdi. Yaşar Kemal’i ve onunla birlikte Çukurova’yı resmeden, onun gözünü kuşlarla süsleyen çocukların olduğu dünyada hala bir şeylerin umudunun yaşadığını gördük. Gözleri kocaman çocukların zihnine Yaşar Kemal’i düşürdük, eserleriyle sonsuza dek yaşasın diye…

“Ahmet Arif hasretinden prangalar eskitmiş, beni böyle eskitense prangalı hasretin.” 

Ödül töreninin ardından konser başlayana kadar sahne bir an bile boş kalmadı. Yörenin âşıkları, türkü söylemek isteyen çocukları, şairleri, sanatçıları… Hepsi sahnede tek tek yerini aldı… Akşam karanlığı çöktüğünde ise, daha uzaktan gelenlerin konserleri başladı.

Öncelikle sahne alan isim Nida Ateş’ti. Sazının telini titrettikçe yürekleri de titreten Nida Ateş, kendisini dinlemek için gelenlere güzel bir mesaj vermeyi de ihmal etmedi. “Korkmayın, vurun ellerinizi birbirine. Utangaçtır Çukurova’nın insanı, ama el çırpmakla elleriniz aşınmaz.”

Onun ardından sahne alansa Mazlum Çimen oldu. Kendi türkülerini okuyan ve dinleyenleri mest eden Mazlum Çimen’in ‘Feryad-ı İsyanım’ yorumu hala kulaklarımızda… Herkes için nefis bir konserdi. Onların sahneden ayrılışıyla birlikte Mehmet Seske sahnedeki yerini aldı. Deneyimli sanatçı sahneden coştu, coşturdu.

Bu yıl birincisini düzenlediğimiz ve geleneksel hale gelmesini planladığımız Yaşar Kemal Kültür-Sanat ve Edebiyat Festivali gösterdi ki, biz Büyük Usta’nın kitaplarında söz ettiği o ‘dili’ bulduk. “Bir dil bulacağız her şeye varan, bir şeyleri anlatabilen…” diyordu ve o ortak dil hikâyenin başladığı topraklarda bulundu. Osmaniye Valiliği ve Osmaniye Belediyesi başta olmak üzere; Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’ne, DOĞAKA’ya, Osmaniye Barosu’na, Yaşar Kemal Vakfı’na, Tosyalı Holding’e, Park328 AVM’ye, Osmaniye Kadın Platformu’na, Keskiner Kültür ve Sanat Derneği’ne, Paragon Teknoloji A.Ş.’ye, KİY (Kurumsal İtibar Yönetimi)’ne, Osmaniye Musiki Derneği’ne ve Osmaniye Gazeteciler Cemiyeti’ne minnettarız.

Festivale bir şekilde katılan, katılmak isteyen, aynı amaçta bir araya gelen, maddi ve manevi destek olan herkese sevgilerimizi sunuyor, gelecek yıl yine aynı tarihte, aynı yerde bir arada olmayı umut ediyoruz.

Koca Yaşar’ın hayal ettiği gibi; yüreklerimizi karartmadan, sevinçlerimizi yitirmeden, hangi koşullar içinde olursak olalım, yüce dağların kovuklarında kartallar gibi yaşayalım. Var olun…

 

Festival Simgemizin Hikâyesi…

Festival Simgemizin Hikâyesi…

Toros Dağları’nın etekleri ta Akdeniz’den başlar. Anavarza Ovası’nda, Vayvay Köyü’nde, Koca Osman’ın evinde bir İnce Memed saklanır. Korktuğundan değil, ufak tefektir ama korku nedir bilmez. Ağalara kafa tutar, insanı köle eden sisteme kafa tutar, gözünü kırpmaz haklarından gelir.

Titrek adımlarla basarken toprağa İnce Memed’le tanıştık, ondan aldık bugün sahip olduğumuz cesareti. Anadolu’nun öyküsünü, Anadolu insanının cesaretini Yaşar Kemal’den dinledik. Onun kahramanlarıyla kahraman olduk, onun öğrettikleriyle fark ettik kendi gücümüzü. Biraz daha cesur, biraz daha güçlü olmak için ‘platform’ çerçevesinde bir araya geldiğimizde, güzel bir fotoğrafımız olsun istedik. Bu fotoğrafta hem Koca Yaşar olmalıydı hem İnce Memed. Hem dağın öteki yüzündeki güneşi göstermeliydi hem Çukurova toprağından sunmalıydı bir avuç. Hepsini bir arada ancak yukarıda gördüğünüz çizimde bulduk.

Yaşar Kemal Platformu adına yaptığımız tüm çalışmalarda bizi temsil eden bir simgeye dönüştü bu çizim. Biz bir logo mantığıyla yaklaşmamış olsak da o artık bizimle özdeşleşti. Yaşar Kemal temalı çizim yapan çok sayıda sanatçı vardı, ama bizim gönlümüzü fetheden Erdoğan Karayel oldu. Emek emek resmettiği bu “Yaşar Kemal ve İnce Memed” çizimini kullanmak için kendisinden izin istediğimizde, göstermiş olduğu anlayış ve ilgi nedeniyle daha fazla sahip çıktık eserine. Kendisinin de bizler gibi İnce Memed ruhuna sahip olması içimizdeki coşkuyu körüklemiş oldu.

Yaşar Kemal’in İnce Memed’i gibi bizler de devrin Abdi Ağaları ile mücadele ediyor,  Muhterem Yoğuntaş’ı gibi tüm yoksunluklarının içerisinde var olmak için çabalıyoruz. Bu çabada, eserini kullanmamıza izin vermekle bileğimize güç verdiği için Erdoğan Karayel’e teşekkür ediyor ve sevgilerimizi sunuyoruz.

Ve bir kez daha diyoruz, bu kez daha yüksek çıkıyor sesimiz: Değer… Gözleri kocaman çocuklar için mücadeleye değer…

Gönüllerde ‘Yaşar’ Kemal!

Gönüllerde ‘Yaşar’ Kemal!

Anadolu’nun kültür mirası denince akla destanlar gelir. Bitmek tükenmek bilmeyen destanlar… Bu bereketli toprakların içinde saklı kalan hikâyeler, Homeros’tan bu yana pek çok ozan tarafından anlatıldılar. Bazen bir destan gibi okundu, bazen bir türkü gibi söylediler. Ve bu toprağın hikâyesini en güzel söyleyenlerden biri de Yaşar Kemal oldu. Kadirli’nin bir Türkmen köyü olan Hemite’de dünyaya gelerek, Anadolu’nun gelmiş geçmiş en büyük destan anlatıcısı oldu Yaşar Kemal. Bizlere gözlerimizle görmediğimiz hiçbir şeyden bahsetmedi, olağanüstü varlıklardan söz etmedi, bilakis her yerde gördüğümüz alelade insanların hayatlarını anlattı kendi dilinde… O anlattıkça, onlar destanlaştı…

Kahramanlarını insanüstü güçleri olanlardan seçmedi; yerine, hepimize içimizde bir kahraman taşıdığımızı gösteren kahramanları oldu. Ve her hayatın bir destan olabileceğini de anlattı. Daima yazdı… En çok da yürüyerek yazdı. Her adımında bir cümle daha kurdu zihninde. Torosları, Çukurova’yı, toprağı, ağacı, denizi, kuşları, ama en çok da insanı yazdı. Ve elbette çocukları…
Zor bir çocukluk yaşamıştı Yaşar Kemal. Belki de ondandı çocuklara bu kadar düşkün olması. Dayısının kurban derisi yüzerken elinden kayan bıçak sonucu sağ gözünü kaybettiğinde, henüz üç yaşındaydı. Beş yaşında daha büyük bir kayıpla karşılaştı. Gözleri önünde, üstelik caminin orta yerinde, kalbinden bıçaklanarak öldürüldü babası. Bıçağı tutan hiç de yabancı değildi üstelik, Van’dan göç ettikleri sırada yolda yaralı şekilde bulup yanlarına aldıkları, evlat bildikleri Yusuf’tu. Yaşar Kemal’in üvey abisi Yusuf…

Babasının ölümüyle kimsesiz kalmadı kalmasına, ama hayatı hep meşakkatli geçti. Okula devam edemedi, geçinmek için işten işe koşturmak zorunda kaldı. ‘Çocuklar İnsandır’ kitabında yer verdiği kahramanı Muhterem Yoğuntaş gibiydi, her şeye rağmen var oldu. Üstelik olmaması için tüm şartlar yeterince elverişliyken, dev bir yazar oldu. Tıpkı Çukurova sıcağında çatlayan bir kayanın, incecik aralığından dünyaya açılan sonsuz bir ağaç gibi…

“Ben çocukları çok severim. Onları anlamaya çalışırım sevmekten daha çok.”, der ‘Çocuklar İnsandır’ kitabının başında Yaşar Kemal. Anlamaya çalışırken de tıpkı onlar gibi içtendir, sahicidir, rol yapmak yoktur tabiatında. Zaten onun kitaplarını okuyanlar bilirler bu sahiciliği. Kendi çocuk tarafını da inkâr etmez hiçbir zaman. Çocuklarla çocuk olur, gökyüzünde uçurtmalar uçurur. Çocuklar da korkmaz kendileri gibi olan bu koca yürekli adamdan, “Kaç Yaşar amca, karanlık kavuşuyor!” derler.

Sadece bir yazar değildi Yaşar Kemal, bir toplumun vicdanı oluvermişti. “İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar.”, dedi, nerede bir adaletsizlik görse mücadele etti. Nerede bir mazlum görse kol kanat gerdi, nerede bir yetim görse acısını acısına kattı. Söylenmeden dinledi, anlatılmadı anladı. Barıştan yana oldu cümleleri hep. Kalemini kimse için yolundan çevirmedi, ilk şiirini yazdığı günden, son kitabını yazdığı güne kadar bu böyle devam etti. Eğilmedi, bükülmedi, başkaları tarafından şekillendirilmedi. Koca Çukurova’yı taşıdı gönlünde. Hemite’de de, Adana’da da, İstanbul’da da, Paris’te de…

‘İnce Memed’le içimizdeki kahramanı uyandırdı, ‘Dağın Öteki Yüzü’ ile kuruyan umutlarımızı yeşertti. ‘Çocuklar İnsandır’la kimsesiz çocuklara dokundu, ‘Fırat Suyu Kan Akıyor’la bir toplumun acısını duyurdu. ‘Teneke’ ile mücadeleyi öğretti, ‘Yılanı Öldürseler’ ile toplumsal cinneti serdi gözlerimizin önüne. Her kitabından geriye bir duygu bıraktı bizlere. Ve bir de vasiyet gibi sözler kaldı kendinden geriye:

“Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun.
İki, insanın insanı sömürmesine karşı çıksın.
Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin.
İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin.
Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir.
Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır.
Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar.”

28 Şubat 2015’te yitirdik Türk edebiyatının Toroslar gibi dimdik duran usta kalemini. Biliyoruz ki her şeye rağmen sonsuza dek gönüllerde ‘Yaşar Kemal’… Onun tasvir ettiği, onun hayal ettiği ve hayal ettirdiği kadar güzel bir dünyada yaşayabilmek dileğiyle…