Yaşar Kemal Kültür Belleğimiz

“Yaşar Kemal benim için memleket demek”… “Benim için çocukları en çok seven yazar demek”… “Bence o Anadolu’dur”… “Ama asıl Çukurova’dır”… “İnce Memed’dir”…

Cıvıl cıvıl çocuklar. İlk ve ortaokullar arası resim yarışması sergisinin açılışındayız. Osmaniye’deyiz… Yazarın doğup büyüdüğü Hemite köyü Osmaniye’ye bağlı… Yarışma konusu “Yaşar Kemal’in ve Benim Çukurovam”.

Çocukların yaratıcılığı anlatılır gibi değil. Düşünceyi, kavramları resmetmişler. Yazarın kitaplarından türküler akıyor; kazaya uğrayan gözünde kuşlar uçuyor, kaleminden Toroslar yükseliyor; yazarın gözlükleri sarı sıcak doğayı rengârenk bir dünyaya dönüştürüyor… Ah o görseydi bu resimleri çıldırırdı… İşte diyorum Yaşar Kemal, yani kültürel belleğimiz…

İmece ve gönüllü emekle

Baştan başlıyorum: Her şey bir avuç insanın “Doğduğu Yerde, Büyüdüğü Topraklarda…” diyerek kolları sıvamasıyla ve Yaşar Kemal Platformu kurmasıyla başladı. Arif Keskiner’in deyişiyle kendilerini “borçlu hissettiler.” Her yıl tekrarlanacak “Yaşar Kemal Buluşmaları”nın ilki için 8 ay boyunca çalıştılar. İmece usulü ve sadece gönüllü emekle… Sonra Vali Kerem Al’a ve Belediye Başkanı Kadir Kara’ya gittiler. İkisi de destek sözü verdi. Tüm kamu kuruluşları, valilik, belediye, üniversite, kültür müdürlüğü, müzeler, okullar, herkes seferber oldu…

Öyle ya, Yaşar Kemal, bu toprakların, Anadolu’nun bir kültür değeriyse; bu çok katmanlı topraklardan gelmiş geçmiş tüm uygarlıklardan nasibini almışsa ve bugün sadece Türkiye’ye değil, gerçek anlamda dünyaya mal olmuşsa, eh Osmaniyelilerin, Çukurovalıların biraz övünme hakkı olsundu artık! Hem zaten Yaşar Kemal’in doğduğu ve büyüdüğü toprakları gördükçe, tanıdıkça, Yaşar Kemal olmanın rastlantısal olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.

İstanbul’dan akademisyen, yazar, sanatçılardan oluşan Yaşar Kemal dostları, üç gün süren buluşmada konferans, açık oturumlar, sergi, konser, okullar arası öykü ve resim yarışmaları yanı sıra, Hemite köyü, Osmaniye Kent Müzesi, çok çarpıcı, çok ilginç Bella Bartok Müzesi, Karatepe ziyaretleri, ayrıca “uçurtma şenliği” gibi etkinlikler birbirini izledi…

Bunların tümünü paylaşmam imkânsız: Ancak Türkan Şoray’ın yönetip başrolü oynadığı açılış filmi “Yılanı Öldürseler”in gösteriminden önce Türkan Şoray’ın sıcacık konuşmasıyla, sahnedeki var oluş biçimiyle salonu kucaklaması görülecek şeydi. Rahatsızlığından dolayı geceye katılamayan Ahmet Mekin’in salona telefonla bağlanması, filmin çocuk oyuncusu Pars Sezer’in 37 yıl sonra Türkan Şoray’la ilk kez karşılaşması gibi sürprizler ve Yaşar Kemal’in “Benim en usta yönetmenim” dediği Şoray, tüm izleyiciyi bir kez daha büyülüyordu…

Yaşar Kemal Araştırmaları

İki açık oturumun ilki “Yaşar Kemal Edebiyatında Çocuk” konuluydu. Feridun Andaç’ın saptamasıyla Yaşar Kemal sadece çocuklar için yazmakla kalmamıştı, aynı zamanda çocuk ruhuyla yazmıştı. Evet, bir çocuk kadar saf ve temiz…

Üzerinde durmak istediğim “Yaşar Kemal araştırmaları nasıl yürütülmelidir?” başlıklı ikinci oturum:

Prof. Kenan Mortan, Yaşar Kemal araştırmaları için ileriye dönük bir yol haritası çizdi. Satır başlarını şöyle özetleyebilirim:

– Yaşar Kemal, barışın yazarıydı, barış kavramı üzerinden araştırılmalıydı…

– Dil üzerinden araştırılmalıydı. Ali Püsküllüoğlu’nun Yaşar Kemal Sözlüğü’ndeki yüzlerce deyiş, sözcük yaşama sokulmalıydı…

– Değişimin yazarıydı. Her romanı ekonomik, politik ve toplumsal değişimi ortaya koyuyordu, değişim üzerinden araştırılmalıydı.

– Belge, bilgi, anı, anekdot toplanmalıydı. (Vakıf yaptığı çağrıyla buna başlamıştı.)

– 52 kitabı 57 dile çevrilmişti. Bunların karşılıklı araştırılması…

– Abidin Dino’nun deyişiyle “Yaşar Kemal türkülerin müfettişi”ydi. Bu araştırılmalıydı.

Prof. Sedat Sever, Yaşar Kemal’in tüm yazınsal metinlerini Anadolu’daki çok katmanlılıkla ele almamız gerektiğini vurguladı: Çokseslilik, çok dillilik, çok dinlilik, çok kültürlülük açılarından…

Üç gün boyunca Yaşar Kemal’in doğduğu yerde, büyüdüğü topraklarda, her yaştan, her disiplinden insanla Yaşar ‘4Bemal’i konuşmak, düşünmek, düşlemek inanın insana çok iyi geliyor… Üstelik her yer buram buram portakal çiçeği kokuyor…

Ayşe Semiha Baban’ın bizle paylaştığı Yaşar Kemal’in sözleri dönüş yolunda bile içimde umut çiçeklerini yeşertiyor.

“Sanat, daha doğrusu söz sanatları, bir ateş gibi ulaştığı yerdeki bütün kirleri temizler, gökyüzü gibi pırıl pırıl eyler.”

Emeği geçen, katkıda bulunan herkese teşekkürler.

İyi ki varsınız…

Zeynep Oral – Cumhuriyet Gazetesi